uyku(m)suzum…

bundan bir sene once uykum oldun, gittiginden beri uykusuzum…

esnemekyataginiza girdiniz. tanidiginiz esyalar arasinda kendi kokunuz ve anilarinizla dolu carsaflar, battaniyeler arasina yerlestiniz, basiniz yastiginizin tanidik yumusakligini buldu, yana dondunuz, bacaklarinizi karniniza cekerken boynunuzu one egdiniz, yastigin serin yuzu yanaginizi serinletti: birazdan, birazdan uyuyacak, karanligin icinde hepsini, hepsini unutacaksiniz… hepsini unutacaksiniz: sizden ustun olanlarin acimasiz gucunu, soylenmis o dusuncesizce sozleri, budalaliklari, yetistiremediginiz isleri, anlayissizligi, ihaneti, haksizligi, aldirissizligi, sizi suclayanlari ve suclayacak olanlari, parasizliginizi, hizla gecen zamani, hic gecmeyen zamani, kavusamadiklarinizi, yalnizliginizi, utancinizi, yenilgilerinizi, zavalliliginizi, acikli halinizi, felaketleri, felaketlerin hepsini, hepsini birazdan unutacaksiniz”

kara kitap, orhan pamuk

erkekler aglamaz..

zaman aglama vaktini gosteriyorsa, erkeksen aglama dersin usulca.

lakin, soz dinlemez gozyaslarin.

hasret

uzak

yuz yil oldu yuzunu gormeyeli,
belini sarmayali, gozunun icinde durmayali,
aklinin aydinligina sorular sormayali,
dokunmayali sicakligina karninin.
yuz yildir bekliyor beni
bir sehirde bir kadin.
ayni daldaydik, ayni daldaydik.
ayni daldan dusup ayrildik.
aramizda yuz yillik zaman,
yol yuz yillik.
yuz yildir alacakaranlikta
kosuyorum ardindan.



der nazim hikmet hasreti tanimlamak icin,

Humeyra
[Flash 9 is required to listen to audio.]
2 plays

gidenlerin yaptigidir donmek.
gittiginde ya beklenirsin veya unutulur
dondugundeyse ya bulursun ya unutulur…

“neresi sila bize, neresi gurbet
yollar bize memleket”

seni seviyorum

erkek kadina dedi ki:
- seni seviyorum ama nasil?
avuclarimda camdan bir parca gibi kalbimi sikip
parmaklarimi kanatarak kirasiya, cildirasiya…

erkek kadina dedi ki:
- seni seviyorum, ama nasil?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dumduz,
yuzde yuz, yuzde bin besyuz
yuzde hudutsuz kere yuz…
kadin erkege dedi ki:
- baktim dudagimla,
yuregimle,
kafamla;
severek,
korkarak,
egilerek,
dudagina,
yuregine,
kafana.
simdi ne soyluyorsam
karanlikta bir fisilti gibi sen ogrettin bana…
ve artik biliyorum:
topragin yuzu gunesli bir ana gibi en son,
en guzel cocugunu emzirdigini…
fakat neyleyim
saclarim dolanmis olmekte olanin parmaklarina basimi kurtarmam
kâbil degil!
sen yurumelisin,
yeni dogan cocugun gozlerine bakarak…
sen yurumelisin,
beni birakarak…
kadin sustu.
sarildilar bir kitap dustu yere…
kapandi bir pencere…
ayrildilar…

Nazim Hikmet

[Flash 9 is required to listen to audio.]
3 plays

gidersen bana da bir dengini yolla
dinerse gozyasin beni de agla
arkanda beni birak gonlume aldirma
ardinda bir beni birak gonlume duyurma

yuzune bakmam ellerinden tutmam
sozunu ben duymam
gideceksen durma

bombok

3 haftadir her turlu ortamdan (sanal, viral, gercek) uzak kalarak yasadim. Isten eve, evden ise. Yuzumde bilinmedik bir maske, kalbimde koskoca bir yara, ruhumda turlu calkantilar, beynimde marsandizler, kulaklarimda ugultular, sesimde catallik, kuduran astimim, avuc avuc ictigim ilaclar ve gozumde yas…

Ne oldugunun, basima ne geldiginin veya ne halde oldugumun cok onemi yok.  

Son uc haftayi kimsenin gormedigi yerlerde, kimsenin bilmedigi kimliklerde yazarak anlattim. Gunun birinde o’nlari sana dahil edecegim…

Icinde bulundugum hali ozetlemek gerekirse;

hic bir insani unutmak,
bir insandan vazgecmek,
bir insani hayatindan sonsuza kadar cikartmak zorunda kaldin mi hic?
hani olmus gibi,
hani uzatsan da elini tutamayacagini bilmek gibi,
her an kapindan iceri gulumseyerek girecegini bekleyip
ama aslinda hic gelemeyecegini de bilmen gibi.
ne zor sey degil mi
olmedigini bilmek ,
ama olmus gibi ulasilmaz olmasi artik o insanin sana,
ne kadar katlanilmaz bir gercek degil mi
sen hala bu kadar sevgili iken?
ozlemek, bu kadar ozlemek,
etini kemigini yakarcasina ozlemek…

cok kotu degil mi?
bu kadar ozleyip onu gorememek,
ona dokunamamak,
onu isitememek,
artik sonunun “pi” hali degil mi?
biliyorsun degil mi?
ne kadar umutsuz bir arayistir o,
kalabalik caddede gecen binlerce yuze bakmak
belki bir kez daha gorebilmek icin o yuzu,
belki biraz once gecti bu kaldirimdan diye dusunmek,
belki su an arkamda yuruyen insanlarin icinde bir
yerde demek,
belki su an uzerimdedir gozleri diye paranoyalar
yasamak
ne zordur degil mi?
ne kadar eritir insani farketmeden.
sende biliyorsun degil mi bunlari.?
bir sinema koltugunda sende iki kisi gibi oturdun mu hic?
hic iki kisi gibi zevk aldin mi bir konserden yalniz basina.
guzel bir kafe kesfettiginde,
guzel bir film seyrettiginde,
guzel bir sarki dinlediginde
guzellikleri oraninda eksik kaldiklarini hissettin mi
paylasamadigin icin onunla.
bir barin kalabaliginda hic yarim vucudunla sallandin mi ortada?
hic iki kisilik beyninle yarim insan olabildin mi?
baktiginda aynana sadece yuzunun bir yarisini gordugun oldu mu hic?
sana hayatindaki en buyuk yoksunlugu yasatandan
nefret edemedigin zamanlar oldu mu hic?
gozunun icine baka baka kolunu bacagini kesen bir
insanin yuzune
sevgi dolu bir gulumseme ile bakabildigin zamanlar
oldu mu hic?
hayatta inandigin butun degerlerini altust eden
birisine ask siirleri
yazabildin mi?
onu icinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara
feda oldun mu hic?
icinde aglayan cocuga umut sarkilari soyleyemedigin,
ozlemini,
susuzlugunu,
acligini gideremedigin zamanlar oldu mu hic?
kanayan yarasini gordugun
ama merhem olamadigin zamanlar.
gucunun,
hani o tanrisal gucunun
bir cocugun aglamasini susturamayacak kadar oldugunu
gordugun zamanlar
oldu mu hic?
hiiiiiiic… .
hiic…
hic…
bir hic…

baba

bundan yaklasik yirmi kusur sene once, kucuk bir cocuktum… dunyayi senden, anamda ve kendimden ibaret sanan kucuk bir cocuk.
okumayi erkenden ogrenen, kitap okumayi oyuna tercih eden, gazete okumaya calisan, okulu cok kolay bulan, gorenlerin buyumuste kuculmus dedigi bir cocuk…


seni kara topraga verdigimde buyudum. o minik parmaklarim, fasulye boyum, kus kadar agirligim yok oldu. koskoca bir cocuk, koskoca bir adam oldumu sandim, uzerine atilan her kurek toprakla.
agladim ardindan, gunler geceler boyu. usursun orada diye gitmek ustunu ortmek istedim, her gece ustumu actigimda gelip senin orttugun gibi… “olmaz” dediler, “usumez” dediler, “o artik orda degil” dediler…

inanmadim.

inanamadim, cunku sarilmistim sana, uzerine ellerimle toprak atmistim, herkes gidene kadar orada dikilmistim… sen topragin altinda kalirken mezarinda, dunya benim mezarim olmustu coktan. okudum, cok calistim. kucuk bir adamken, sozde koskoca bir adam oldum. oysa, sen yoksan ben koskocaman degilim, adam hic degilim….


ruhun $ad olsun..

adam olmak

Adam olmak

Fasulye kadardim ilk adam oldugumu sandigimda yasim ufak aklim yarimdi. Bana kalsa dunyayi dize getirirdim, pek oyle olmadi.

Gunler gunleri kovaladi her zaman anamdi ama anam babam oldu kimi zaman. Kapip koyuverdigim zaman kendimi hep ardimda oldu. Kimi gun olmayan kardesim, kimi gun her daim sirdasim, kimi gun en yakin dostum oldu. Herkese dusman oldugum ergen zamanlarimda bile candostum olarak kaldi. Kizip gittim dogup buyudugum sehirde bir baska kadina universite bahanesiyle, yine beni destekleyen sadece sen oldun.

Disini tirnagina taktin, koskoca adam ettin beni.

Hayatima giren tum diger kadinlari benden cok sevdin, hep arabulucu oldun dunyayla arama.

Yanimdaysan bir fazla basliyorum hayatla savasa anam; dunum, bugunum, yarinimsin.

Gunun kutlu olsun.

house md vs blogger


bugunlerin tartismali konusu “blogger”lik altinci sezon, ondorduncu bolumunun temelini olusturuyor.


hayatinin tum asamalarini blogunda yayinlayan hasta ve house’un ilginc macerasi hakkinda daha cok spoiler vermek istemiyorum…

izleyin gorun.
blogger olmak hayat mi kurtariyor, hayat mi karartiyor…