Nazim…

olum yildonumunde bir yil once yazdigim yaziyi yeniden canlandirmak istedim.
kiz cocugu

kapilari calan benim
kapilari birer birer.
gozunuze gorunemem
goze gorunmez oluler.

hirosima’da oleli
oluyor bir on yil kadar.
yedi yasinda bir kizim,
buyumez olu cocuklar.

saclarim tutustu once,
gozlerim yandi kavruldu.
bir avuc kul oluverdim,
kulum havaya savruldu.

benim sizden kendim icin
hicbir sey istedigim yok.
seker bile yiyemez ki
kagit gibi yanan cocuk.

caliyorum kapinizi
teyze, amca, bir imza ver.
cocuklar oldurulmesin
seker de yiyebilsinler.

nazim hikmet ran


video icerigi;
Nazim Hikmet Oratoryosu

Conductor: Ibrahim Yazici
Poetry: Genco Erkal
Piano: Fazil Say
Vocal: Zuhal Olcay
Baritone: Guvenc Dagustun
Child Vocal: Kansu E. Tanca
Flute: Dersu E. Tanca
Glockenspiel: Sezer Yılmazer
Bilkent Symphony Orchestra
State Polyphonic Choir

dalga

mesut sanmak icin kendimi
ne kagit isterim, ne kalem;
parmaklarimda cigaram,
dalar giderim mavisinden iceri
karsimda duran resmin

giderim, deniz ceker;
deniz ceker, dunya tutar.
ickiye benzer bir sey mi var,
bir sey mi var ki havada
deli eder insani, sarhos eder?


bilirim, yalan, hepsi yalan;
taka oldugum, tekne oldugum yalan;
sularin kaburgalarimdaki serinligi,
iskotada uguldayan ruzgar,
haftalarca dinmeyen motor sesi,
yalan.


ama gene de,
gene de guzel gunler gecirebilirim;
gecirebilirim bu mavilikte,
suda yuzen karpuz kabugundan farksiz,
agacin gokyuzune vuran aksinden,
her sabah erikleri saran bugudan,
bugudan, sisten, asktan, kokudan…


ne kagit yeter ne kalem,
mesut sanmam icin kendimi.
bunlarin hepsi…hepsi fasafiso.
ne takayim, ne tekneyim.
oyle bir yerde olmaliyim,
oyle bir yerde olmaliyim ki,
ne karpuz kabugu gibi,
ne isik, ne sis, ne bugu gibi…
insan gibi.

Orhan Veli
lavinia icin sonnet

dal kirilir, yen icinde kalir bazen…


lavinia için sonnet
sana da yaş yaraştığı söylenir, öyle değil!..
birden bir dal kırılır, hani düşer ya suya,
sen o akarsusun… akma!.. kendine eğil,
orda gördüğün dalı,. ey solgun lavinia,
sanki tanır gibisin… belki eski yerinden
göçmüş bir yaz sözünde unutulan zakkumu
usulca büyüttündü, akarak ta derinden;

anımsa, öpüşlerdeki taşı, çakılı, kumu…

nerde bir yaz olduysa o dalı taşır şimdi;
ah! al götür, al götür… bırakma bir kuytuda;
sen onu bıraktıkça ona yaraşırım şimdi
yaş… ansızın köpüklerle sevişen bir duyguda…
kırık… o yaz aynalarda dürülsün diye güya
sana yaş değil elbet, yaz yaraşır lavinia…
Hilmi Yavuz 
ellerin…


ayrilik diye bir sey yok. Bu bizim yalanimiz. Sevmek var aslinda, ozlemek var, beklemek var. simdi nerdesin? ne yapiyorsun? gunes coktan dogdu. uyanmis olmalisn. saclarini tararken beni hatırladin, degil mi? oyleyse ayrılmadik. sadece ozlemliyiz ve bekliyoruz. zamani hatirlatan herseyden nefret ediyorum. once beklemekten. omur boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan. ikiside kotu, ikisi de hazin tarafi yasantimizin.

Ellerim u$urdu…



Bir bahar sabahi serinliginde ellerim…

“ellerim üşürdü, üşürdüm.
tanıdık bir adam sesine karışırdı hüzünlerim.
kapanan bir kapı sesine kilitlenirdim.
duvar duvar karanlık büyürdü içimde yollar,
ne bir köşe başı, ne bir viraj ne dur ne durak
adımlarım soluklarını arardı kayıp yollarda
sonra, bir kadın çığlığı kayardı yıldız yıldız.
önce ilk bahar defnedilirdi karınca ayazında
sonra bir pervane yanardı.
gözlerimin sırılsıklam aydınlığında
kanatlarına işlerdi yaşanmamış bir yaz kelebeklerin.
sonbahar geçerdi, kar yağardı.
ellerim üşürdü üşürdüm
ve şubatla biterdi bir masalın son cümlesi
seni düşünürdüm..”

ali ulurasba

ikigen

işaret parmağınızdaki
intihar eğilimli çirkin yüzük
zehir almaya geldi dün, bana.

hiç dokunmadan anlattım
aşk;
takip mesafesini koruyamayanlara
tanrının verdiği ceza.

kadehimden dudaklarınızı çekseydiniz
mantarımı içine düşürmezdim
dünyanızın.

hiçbir göz yörüngesine yetmez.
ne sidik, ne polis
yağmur söktü afişlerimizi
tabağımıza yemek
midemize esaret koydular.

vücudunuzda,
siyahı marifet sanan benleriniz
çikolata damlalarına dönüşebilir bu gece
yastığınızdaki rimel lekesini
zor yazılmış bir mektuba sayarım,
gidince.

demi$ Ozge Dirik

bugun pazar


bugün pazar.
bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
toprak, güneş ve ben…
bahtiyarım…

NHR
Sems’in gidi$i

rivayete gore,
mevlana ve $ems’in yollari kesi$tikten sonra gunler ve geceler boyu suren ilahi sohbetlere dalarlar. ikisi birlikte ko$eye cekilerek tum vakitlerini bu sohbetlere adarlar. mevlana otuz sekiz, $ems altmi$ ya$indadir. $ems dayanamaz, konya’yi terk eder ve $am’a yerle$ir. bir yil sonra $ems, mevlana’nin mektubuna kar$ilik vererek konya’ya geri doner. gunlerce suren sohbetler tekrar ba$lar.

$ems ortadan kaybolur ve onu bir daha da goren olmaz.

duydum ki bizi birakmaya azmediyorsun, etme
ba$ka bir yar ba$ka bir dosta meylediyorsun, etme

sen yadeller dunyasinda ne ariyorsun yabanci
hangi hasta gonulluyu kasdediyorsun, etme

calma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
calinmi$ ba$kalarina nazar ediyorsun, etme

ey ay felek harab olmu$ alt ust olmu$ senin icin
bizi oyle harab oyle alt ust ediyorsun, etme

ey makami var ve yokun uzerinde olan ki$i
sen varlik sahasini oyle terk ediyorsun, etme

sen yuz cevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
ayin da evini yikmayi kastediyorsun, etme

bizim dudağimiz kurur sen kuruyacak olsan
gozlerimizi oyle ya$ dolu ediyorsun, etme

a$iklarla ba$a cikacak gucun yoksa eğer
a$ka oyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme

ey cennetin cehennemin elinde olduğu ki$i
bize cenneti oyle cehennem ediyorsun, etme

$ekerliğinin icinde zehir zarar vermez bize
o zehiri o $ekerle sen bir ediyorsun, etme

bizi sevindiriyorsun huzurumuz kacar oyle
huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun, etme

harama bula$an gozum guzelliğinin hirsizi
ey hirsizliğa da değen hirsizlik ediyorsun, etme

isyan et ey arkada$im soz soyleyecek an değil
a$kin bayginliğiyla ne me$k ediyorsun, etme.

mevlana - 1247




Fazil Say - Kiz Cocugu(Nazim Hikmet)

kiz cocugu

kapilari calan benim
kapilari birer birer.
gozunuze gorunemem
goze gorunmez oluler.

hirosima’da oleli
oluyor bir on yil kadar.
yedi yasinda bir kizim,
buyumez olu cocuklar.

saclarim tutustu once,
gozlerim yandi kavruldu.
bir avuc kul oluverdim,
kulum havaya savruldu.

benim sizden kendim icin
hicbir sey istedigim yok.
seker bile yiyemez ki
kagit gibi yanan cocuk.

caliyorum kapinizi
teyze, amca, bir imza ver.
cocuklar oldurulmesin
seker de yiyebilsinler.

nazim hikmet ran


video icerigi;
Nazim Hikmet Oratoryosu

Conductor: Ibrahim Yazici
Poetry: Genco Erkal
Piano: Fazil Say
Vocal: Zuhal Olcay
Baritone: Guvenc Dagustun
Child Vocal: Kansu E. Tanca
Flute: Dersu E. Tanca
Glockenspiel: Sezer Yılmazer
Bilkent Symphony Orchestra
State Polyphonic Choir

umarsiz a$ka gazel


Gelmek istemiyor gece
Ne sen gelebiliyorsun o yuzden
Ne de ben gidebiliyorum.
Ama ben gidecegim.
Akrepten bir gune$ $akagimi yesede.
Ama sen geleceksin.
Dilin tuzlu yagmurlarca yakilmi$.

Gelmek istemiyor gun.
Ne sen gelebiliyorsun o yuzden.
Ne de ben gidebiliyorum.
Ama ben gidecegim.
Kurbagalara atarak agzimda cignedigim karanfili.
Ama sen geleceksin.
Camurlu lagimindan karanligin.

Gelmek istemiyor.
Ne gun,
Ne gece.
Olebiliriz o yuzden.
Ben senin ugruna.
Sen de benim..

Federico Garcia Lorca