on kasim ikibinon

 

bir sene once yazmistim bu yaziyi. hicbir duygum degismedi gecen bir senede. yine on kasim geldiginde, mirasina ihanet edenlerin, vatani hice sayanlarin, kurtulus savasinda olen ecdadlarini unutanlarin, hirsizin, ugursuzun sah oldugu, kraldan cok kralcilarin var oldugu bir zamanda yasiyorum. 

sonra sicriyorum yerimden, ruyaymis hepsi. tum kotulukler uzakmis, yalanlar yokmus, mirasin dikdik ayakta duruyormus… ruya ya hepsi…


on kasimin ne oldugunu ogrenmem, olumun anlamini bana ogrettikleri gune denk geliyor.
besbucuk yasindaki ilkokul ogrencisinin bunu anlamasi, kim oldugunu cok iyi bildigi ataturk’un yasamadigini ogrenmesidir bu.
onun oldugu saatte tum sehirde hayat duracak, sirenler otecek, gemiler duduklerini calacak ve bu sesler arasinda, evin bas kosesinde, sinifin duvarinda resmi bulunan onderin olumune sessizlik icinde saygi durulacak.
neden
hani olmemisti, kalbimizde yasiyordu.
degilmis oyle..
serin bir sonbahar gunu okulun bahcesinde ellerim iki yanima yapismis halde aklimdan gecenlerdi bunlar. tuylerim diken diken, sessizce aglayan kucuk cocuktum daha.
bana anlatilan, okudugum, anlamaya calistigim kisinin yasamadigini ogrendigimden mi, yoksa kahraman olarak belledigimiz kisilerinde insan olduklarini fark etmemden miydi akan gozyaslarim bilmiyorum.
en cok hatirladigimdi bu.
oysa hayatimda daha cok on kasim gunu olacakti ve ben ayni aciyi, ayni izdirabi yeniden hissedecektim.
buyudukce farkina vardim, her 10 kasimda neden mutsuzlastigimi.
onun eserinin geldigi hal mi beni bu kadar aglatan, yoksa sadece olmus olmasi mi, hala bilmiyorum.